Günün şeçkisi bir hobi bu sefer. Son zamanlardaki hobim ise Dünya haritası puzzle'ı. Türkçe kelimeler kullanmaya özen gösteririm ama şu olaya yapboz demek istemiyorum. Şunu bitirdikten sonra bozanı ancak döverim. O yüzden benimki puzzle ya da sadece yap. 1000 parçalık deli işi bir eser. Hem eğlendiriyor hem öğretiyor diye klişeleri girmek istemiyorum ama insanın kafasını bu kadar güzel meşgul eden, bu kadar dinlendiren bir şey olamaz. Terapi gibi... Sabır neymiş bundan öğrendim. Yapımında epey yol aldım, Rusya, Çin, Kanada, Amerika gibi "dünya devlerini" bitirdim. Küçükleri de bir şekilde yapacağım ama şu an endişem, bu okyanusların, bu denizlerin nasıl aşılacağı. Piri Reis haritasını 4 yılda bitirmiş, Kolomb 4 seferde çıkarmış Amerika'nın haritasını... Bakalım benimki 4 ayda biterse ne ala...insanlık için etkisiz benim için büyük bir adım olur.
Salı, Ocak 4
Eskilerden bir yazı: Umut ve Korku Kardeşler
Not: Dolaptan eski bir yazıyı çıkardım. 2009'u 2010'a bağlayan günlerde yazmıştım. Şimdi yeniden fırına vereyim.
Sonbahar geldi, geçiyor ve bir takvim yılı daha bitiyor. Kimileri mutlu oldu, kimlerinin kalbi kırıldı. Kalbi kırılan bunca insan bir sonraki seneye yeni umutlarla giriyor. Aslında bir umut biterken yeni bir umutla yeni bir sayfa açıyor insan her seferinde. Beni tanıyanlar bilir, pek felsefik ve duygusal bir insan değilimdir. Ama insan evde ve yalnız kalınca ya filozof da oluyor ya da deli. Henüz hayatın anlamını bulamadım ama insan hayatını bir noktadan diğerine sürükleyenin iki duygudan ibaret olduğunu, umut ve korku kardeşlerin insan davranışlarını ne denli etkilediğini fark ettim.
Hayatı genellemelere indirmek pek sevdiğim bir şey değil. Bence hayat Beşiktaşlılar haricinde kimse için tam olarak siyah veya beyaz değil. Aralarda çok fazla gri var. Çoğunluk bu grinin tonları arasında seyahat ederiyor. İşte mutluluğu beyaza, mutsuzluğu siyaha koyarsak aradaki buğulu gri ortamı yaratan umut ve korku duygularıdır.
Pazartesi, Ocak 3
Günün Seçkisi #2 : Şarkı - Down By the Water, The Decemberists
Indiegillerin Folk müzik kolunda çıkan grup the Decemberists yeni albümü The King is Dead'i yeni yıl itibariyle piyasaya sürüyor. Colin Meroy, Chris Funk, Jenny Conlee, Nate Query, John Moen'dan kurulu Portland'lı grubu "Los Angeles, I'm Yours", "The Rake's Song", "On the Bus Mall" gibi şarkılarıyla sevmiştim. Belle and Sebastian ve REM tadını yakaladığımız grubun 5. albümünün ilk çıkış parçası "Down by the Water" bugüne kadar en beğendiğim şarkıları oldu.
Down by the Water -The Decemberists, günün seçkisinde günün şarkısı olsun.
Down by the Water -The Decemberists, günün seçkisinde günün şarkısı olsun.
Pazar, Ocak 2
Günün Seçkisi #1 : Sergi - Batılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları
Yeni yılın ilk Pazar gününü ailece kültürel birşeyler yapmaya adadık ve günümüzü İstanbul Modern'de geçirdik. Geçen sene sevgili arkadaşım Başak'ın bana doğumgünü hediyesi olarak aldığı "Murat Belge ile yalı turunda" İstanbul'daki yalıların bir çoğunun Ermeni mimarlar tarafından inşa edildiğini, özellikle de Balyan ailesinin İstanbul'un siluetine yaptığı müthiş katkıyı öğrenmiştim. Bu yüzden "Batılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları"; sergisini duyar duymaz koştum. Sergide, İstanbul’da yaşayan 40 Ermeni mimar tarafından yapılan tarihi 100 binanın fotoğrafları var. İstanbul'da aklınıza gelebilecek tarihi eserlerin, güzel binaları, sarayların mimarları hep Ermeni mimarlar. Unutmamak için hangi binayı kim inşa etmiş kaydettim. Bu sergi yarın bitiyor ama İstiklal Caddesi'nde "Batılaşan İstanbul’un Rum Mimarları" sergisi var.
Balyan ailesi:
Garabed Amira Balyan: Dolmabahçe Sarayı, Dolmabahçe Camii, Harbiye Mektebi, Kuleli Askeri Lisesi, Valide Bendi (Belgrad Ormanı), II. Mahmud Türbesi, Üç Horan Kilisesi (Galatasaray)
Kuleli Askeri Lisesi
Krikor Amira Balyan: Selimiye Kışlası, Valide Sultan Sarayı, Nusretiye Camiisi (Tophane), Darphane-i Amire.
Sarkis Balyan: Çırağan Sarayı, Beylerbeyi Sarayı (Babası Garabet Amira Balyan ile birlikte), Akaretler, Harbiye Nezareti (İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası), Maçka Karakolhanesi (İTÜ İşletme Fakültesi), Maçka Silahhanesi (İTÜ Yabancı Diller Yüksekokulu, Yıldız Sarayı, Malta Köşkü.
Nigoğos Balyan: Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu ve Saltanat Kapısı, Ihlamur Kasrı, Küçüksu Kasrı
Diğer Ermeni mimarlar:
Hovsep Aznavur: Cibali Tütün Fabrikası (Kadir Has Üniversitesi),Sansaryan Han (Sirkeci),Mısır Apartmanı (Beyoğlu), Sveti Stefan Bulgar Kilisesi (Fener)
Kegam Kavafyan: Süreyya Operası
Süreyya Operası
Aram ve İsak Karakas: Ferah Apartmanı (Beyoğlu), Ragıp Paşa Apartmanı (Beyoğlu)
Andon Kazasyan: Azaryan Yalısı (Sadberk Hanım Müzesi)
Garabed Devletyan: Surp Asdvadzadzin Kilisesi (Kumkapı)
Sarkis Taşçıyan: Anadolu Han (Eminönü)
Yeniden Müzmin Saksı
Yeni bir takvim yılına girilirken yine çok okunacak, çok gezilecek, çok eğlenilecek, hiçbir şey kafaya takılmayacak gibi prensipleri ardı ardına sıraladık. Yaş ilerledikçe alınıp uyulmayan bir sürü kararın ardından aldığım en önemli karar, tembel olduğumu iyice sindirip kendimle ilgili sınırlı beklentiler içine girmem gerektiği oldu. Bu blog için de fazla bir beklentim yok. Bu blogu 2009 yılında açıp sonra ilgilenmeyip üstüne otlar bağlatmıştım. Madem tembellim, tembelliğimin simgesi olan bu bloga birazcık ilgi gösterebilirim. %80'inin su değil spor olduğu küçük dünyamın spor dışında kalan zevkler kısmının da bir internet günlüğü olsun istedim. O yüzden beraber çalıştığım insanlarla başlattığımız günün seçkisi oluşumunu buraya taşıyorum. İnsanın çalışma arkadaşlarının sofistike zevkleri olan, çok okuyan çok gezen, güzel yaşayan insanlardan olulmasının verdiği mutluluğu anlatamam. Mail ortamındaki sosyal paylaşım platformumuz "günün seçkisinde" hergün farklı bir güzellik paylaşan dostlarım Koray Abi, Serkan, Zeynep, Selim, Serbülent, Sinancan, Hande ve Deniz'e teşekkürü borç bilirim. İyi ki varsınız.
Benim seçkilerimin bir konsepti yok. Hergün için farklı bir şey paylaşayım istiyorum. Bazı kategoriler tekrarlanabilir ama ne kadar çeşitlilik o kadar zenginlik olur umarım.
Çarşamba, Kasım 25
Müzmin Saksılar İçin Uygun Tasarımlar
Bunları İnternet dünyasına yeni giren annem ve arkadaşlarının arasındaki bir forward mailde gördüm. Tam üşengeç müzmin saksılara göre üretilmiş şahane tasarımlar. Örneğin ayağa takılan faraş: en sinir olduğum şeydir o faraşa eğil, çöpleri içine sok. Gerçi ayakla faraşı iteceğim derken bir takım denge problemleri yaşanabilir ama olsun, yine de güzel.
Sonra bir diğer çok beğendiğim tasarım ise makas düzenekli chopstick. Çin yemeğine ve suşiye bayılan biri olarak şu chopstciklerle olan mücadelem neredeyse filmlere konu olacak düzeye geldi. Suşiyi düşürmeden yutacam diye bir gün boğulacam, sonunda üzülen Japonlar olacak. Bu chopsticklerden gören duyan olursa sevap için haber versin.
Bir de şu sevimli derli toplu yaşam alanı projesi var onu da çok sevdim. Küçüklüğümden beri nedense o dolap içi yatakları falan çok sevmişimdir. Evde ve odamda çok vakit geçiren tembelik bir yaşam formu için de olabilir. Hiç kalkmadan veya minimum haraketle herşeye ulaşabilme fikri çok hoşuma gidiyor. Bu tasarımda görülen dolapiçi yataktan daha sağlam, dağınıklıktan ve yayıntıdan nefret eden çılgın annelere yayıntıyı çocukla beraber dolaba kapatma imkanı da vermiyor. Bunların bir de İkea ev versiyonları var. 35 m2'de yaşam falan diyorlar ya bence süper. Kimi evlerin salonu kadar olan bu boyutta yaşam boğucu gibi gözükse de iki adımda tuvalet bir adımda mutfak fikri saksı yaşam formları için en idealidir.
s
Pazartesi, Ekim 19
Amerikan Adalet Sisteminde Suçluyu Kim Bulur?
İnternet, Digiturk falan derken bayağı çok polisiye dizi izlediğimi farkettim. Düzenli izlediğim, CSI (hem NY hem Las Vegas), Cold Case, Lie to Me, Practice, Fringe, Mentalist’in haricinde Law& Order, Criminal Minds, X-Files, Boston Legal gibi bir dolu diziyi izlemişliğim var. Bunlar sadece benim izlediklerim...bi de izlemediğim ama hergün bir yenisi çıkan de bir sürü polisiye dizi var. Ana tema hepsine aynı ortada elengirli bir suç ve bunu çözebilecek cin fikirli bir sürü tip oluyor. Tek tek izlediğinde “Vay bee” dedirtip keyifle izleniyor ancak bir zaman sonra "yaa bu ülkede bu kadar cin fikirli nasıl istihdam ediliyor" diye bir soru beliriyor insanın kafasında. Bu dizileri biraz izlediyseniz farketmişsinizdir. Her cinayete bakan ayrı bir ekip her ekibin ayrı bir yöntemi var. Anlaşılan o ki Amerikan polis teşkilatının yapısı çok karmaşık. CIA var, FBI var, bunların özel birimleri var, adli tıpçılar var, ordunun kendi teşkilatı kendi adli tıpı var, olayı araştıran savcılar var (DA, disstirk itörney diylar bunlara) sonra bunların tıktıkları suçları çıkaran bir avukatlar ordusu var. Var oğlu var. İşin için de bu kadar adam olunca suçluyu kim nasıl yakalıyor problem oluyor. Kimin kimi nasıl yakaladığı biraz karışık ama ben anladığımı aktarayım.
Misal bu dizlerden birinde katil rolünü kaptınız. Bakalım sonra neler olabilir...
Misal küçük bir kasabada cinayet işlerseniz kasabanın şerifi peşinize düşüyor, çok artistik bir yol veya uzaylı katkısı yoksa şerif sizi buluyor. Eğer şuç ortağınız bir uzaylıysa FBI olaya karışıyor ve o anda FBI içindeki X Files ekibi peşinize düşüyor. Eğer uzaylı ile birlikte biyolojik silah kullandıysanız Fringe Science departmanı da karşınıza çıkabilir.
Büyük bir şehirde cinayet işlediyseniz ne olacak? Burada ihtimaller daha fazla. Eğer sıradan bir cinayetse yerel polis (soğuk bölgelerde trençkotlu cipli, sıcak yerlerde şortlu bisikletli) sonunda PD olan bir birim tepenize çöküyor, NYPD, LAPD gibi. Bu şehirlerde adli tıp ekipleri de çok etkili. Bir taraftan polis bir taraftan adli tıpçılar sizi yakalamaya çalışıyor. Hangisi yakalar, o artık hangi dizinin kadrosuna dahil olduğunuza bağlı. Ceset kayıpsa FBI’ın özel bir bölümü, 10 sene önceki bir konuysa yine FBI’ın başka bir bölümü konuyla ilgilenebilir. Dediğim gibi olay ne kadar karmaşıksa FBI ve o konu ile ilgili bir başka departman bulunabilir. Bir de son dönemlerde yalanları yakalayan özel bir şirket peydahlandı, ona da Washigton’da yaşayanlar denk geliyor.
Yukarıda saydığım ekipler katili yakaladı, iş bitti mi? Hayır. Şimdi kendinizi Amerikan avukat ve jürilerine bırakacaksınız. Avukatınınzın manipulasyon ve jüriyi etkileme yeteneğine göre suçunuz ve cezanız belirlenebilir. Ama yine avukatlık dizilerinde gördüğümüz avukatlardan birine sahipseniz suçsuz bile çıkabilirsiniz.
Sonuç siz en iyisi katil matil olmayın, FBI’In içinde sırf size özel bir bölüm bile olabilir. Aman dikkat :))
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



